Numan Kurtulmuş Japonya ile ortaklığın gelişmesinin olumlu olacağı yönünde açıklama yaptı.

Kültür ve Turizm Bakanımız Numan Bey, önümüzdeki yılı Japonya’da Türkiye yılı ilan edeceklerini belirtti ve”2003’te yapılmıştı, aradan geçen bu sürede tekrar Japonya’da Türkiye yılını oluşturmaya çalışacağız.” diye ekledi.

Numan Kurtulmuş bu açıklamaları 2018 Japonya Festivali”nin açılış töreninde yaptı

Konuşmasında, Bakan Kurtulmuş, Türkiye ve Japonya’nın geleneksel değerlere sahiplik, aile yapısı, toplumsal ilişkiler bakımından benzerlikleri olduğunu söyledi ve bu benzerliklerin her iki ülke halkının birbirine sevgi ve sempati duymasına yol açtığını dile getirdi. Ayrıca, yakın tarihte iki ülkenin yakınlaşmasını sağlayan çeşitli konular bulunduğundan da bahsetti.

Kurtulmuş, kimilerine göre seyyah, bilim adamı olan Abdürreşit İbrahim Efendi’nin Japonya’da iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirici faaliyetlerde bulunduğunu, yine Ertuğrul Firkateyni faciasının da iki ülke arasındaki yakınlaşmanın önemli bir vesilesi olduğunu kaydetti.

 

Bu yıl, Türkiye-Japonya arasındaki diplomatik ilişkilerin 94. yıl dönümü olduğunu hatırlatan Kurtulmuş, festivalin bu anlamda da önem taşıdığını söyledi.

1985’te, merhum Turgut Özal’ın başbakanlığı sırasında, İran-Irak savaşı nedeniyle Tahran’da sıkışıp kalan Japonların bir kurtarma operasyonu ile Türkiye’ye getirildiğini ve sonra ülkelerine tahliyelerinin gerçekleştirildiğini hatırlatan Kurtulmuş, bu hadisenin de iki ülke arasında ciddi ilişkilerin, yakınlaşmanın gelişmesine vesile olduğunu da anlattı.

Türkiye-Japonya arasındaki ilişkilerin gelişmesine katkı sunan diğer konular hakkında da bilgi verdi: “Bu dönem içerisinde Türkiye-Japonya arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için Tahran’daki Japonların tahliyesine yönelik kurtarma operasyonunu anlatan bir film de önümüzdeki dönemde çekilecek. Bu da Japon-Türk ortaklığını bir şekilde geliştirecek, aradaki yakınlaşmayı artıracak bir unsur olarak görülecektir.” diye konuştu.

İki ülke arasındaki iyi ilişkilerin turizmi çok iyi geliştireceğini de söyledi.

“Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak bu dönemin en önemli stratejilerinden birisi, Uzak Doğu Asya ülkeleri. Önümüzdeki yıl Uzak Doğu Asya ülkelerinin kapısını tıklatacağız. 2015’te 105 bin Japon dostumuz Türkiye’ye gelmişti, maalesef Kapadokya’da yaşadığımız çok hain bir saldırı sonrasında bu 2016’da 40 binler seviyelerine düştü. 2017’de 50 bin seviyesine tekrar yükseldi. Şimdi öğreniyorum ki bu yıl çok daha fazla Japon turist gelecektir. Yeni dönemde Japonya, Çin, Hindistan, Güney Kore, Endonezya ve Malezya başta olmak üzere Uzak Doğu Asya ülkelerini yeni pazarlarımız olarak geliştireceğiz.”

“Japonya ile her alanda stratejik ortaklığımızı geliştireceğiz” dedi.

Türkiye’nin ekonomik olarak da Japonya ile ilişkilerinin bulunduğuna dikkati çeken Kurtulmuş, “Türkiye’nin büyük projelerine Japon yatırımcıların ilgisi her zaman var olmuştur. Avrasya Tüneli, üçüncü köprü, Kocaeli’ndeki geçiş, nükleer enerji santrali gibi önemli yatırımlarda Japonlar var oldular. Biz Japonya ile her alanda stratejik ortaklığımızı geliştireceğiz.” şeklinde konuştu.

Japonya Devlet Bakanı Masaji ise Türkiye’de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde önemli yere sahip olaylar konusunda bilgiler verdi.

Masaji, kendisinin 1999’daki Marmara Depremi sonrasında Japonya Genç Liderler ve Girişimciler Derneği Başkanı olarak yardım malzemelerini dağıtmak üzere Türkiye’ye geldiğini anlattı.

Japonya Festivali kapsamında sinema, kaligrafi gibi Japon kültürünü tanıtıcı pek çok etkinliğin düzenlenmesinin öngörüldüğünü söyleyen Masaji, bu etkinlikler vasıtasıyla Türk halkının Japon kültürünü tanıması ve Japonya’yı ziyaret edecek olmasından memnuniyet duyacağını belirtti.

Festivalin açılışında başka kimler vardı?

Festivalin açılışına Türk Japon Vakfı Başkanı Tayyar Sadıklar ile Japonya’nın Ankara Büyükelçisi Akio Miyajima ve davetliler katıldı.

Programda, müzik dinletisinin yanı sıra Japonya kültürünü yansıtan gösteriler de sunuldu.

Bir Japon gibi Ebeveyn ve Eğitimci bir aile olmak

Japonya’da ebeveynlik yaptığınızda ilk öğrendiğiniz şeylerden biri bu: Çok küçük çocukların bile okula yanlarında kimse olmadan gidecek kadar bağımsız ve kendine güvenli olmaları bekleniyor. İster otobüse ya da trene binsinler ister kalabalık sokaklarda dolaşsınlar fark etmiyor. Ülkedeki aşırı düşük suç oranı, şehrin güvenilir olduğu anlamına geliyor.”

Ve Japonya’da yaşayan ebeveynimizin öğrendikleri şöyle şeyler de var:

Beslenme çantası performansınızın iyi olması şart. Japon annelerinin çocuklarının beslenme çantaları için koydukları standartlar oldukça yüksek. Anneler, aynı zamanda çok da güzel görünen bu özenle seçilmiş sağlıklı malzemeleri hazırlamak için sabah çok erken kalkıyorlar. Beslenme sepetlerinde balık, sebzeler, tofu, deniz yosunu ve hayvan ya da bitki şekilli pirinç topları bulunuyor. Çanta yeterince iyi olmadığında öğretmen sizi uyarabiliyor.

Çocuğun yaşına uygun eğlence beklentiniz olmasın. Tokyo sinemalarında hiç kimse Oyuncak Hikayesi III başlamadan hemen önce korku filmi Resident Evil‘ın fragmanının gösterilmesinden korkmuş ya da rahatsız olmuş gibi görünmüyor. Gerçekçi görünen silahlar hala oyuncak mağazalarında satılıyor. Manga çizgi romanlarında cinsel imgeler var. Neyse ki Japon pop kültürünün önemli bir parçası olan ve her yerde görebileceğiniz sevimlilik ve şirinlik akımı  – kawaii – dengeyi sağlıyor.

Masalları daha da ciddiye alın. Japonya’da Japon efsanelerinden hikayeler ve karakterler anlatmak ve bunların bayram günlerine katılmak çok yaygın. Yıl boyunca pek çok masal bayramı bulunuyor. Uzun burunlu bir cini andıkları Tengu Matsuri, avuç dolusu kurutulmuş soya fasulyeleri atarak kurbağa Oni’yi kovdukları Setsubun günü gibi. Daruma gibi iyi şans getirdiğine inanılan koruyucularsa genellikle en çirkin olanlar. Zira bu, Amerika’ya döndüğümden beri hala aklımdan çıkaramadığım bir tipleme.

Bu çok ilginç

Aşırı doğal ebeveyn olun, ama sarılmayın. Altı yaşındaki çocuğunuzu kapıdan dışarı tek başına gönderebilirsiniz, ama ev cephesinde doğal ebeveynlik geçerli. Anneler bebeklerini genellikle beraberinde, sling ya da bebek taşıyıcılarıyla her yere götürüyorlar. Bebekleri evde, alışverişte ve hatta şehir içinde bisiklete binerken bile yanlarında. (Nagano’daki bir tatil beldesinde bir babanın kayak yaparken, arkasında pembe kar kıyafetli bebeğini taşıdığını gördüm.) Bu fiziksel yakınlık sevginin bir ifade ediliş biçimi. Ama öpme ya da sarılma yok. Çoğu evde aileler birlikte uyuyor. Anne yatağın bir kenarında, baba diğer kenarında ve çocuk ortada yatıyor. Bu durum okul öncesi dönemde de devam ediyor. Pek çok annenin küçük çocuklarını da hamama yıkanmaya birlikte getirdiğini görebiliyorsunuz. Japonlar buna “ten tene” diyor. Bu kaplıcalarda (onsen) herkes çıplak oluyor.

Yazının  bütün halini okumak için: http://www.egitimpedia.com/bir-japon-gibi-ebeveyn-olmak/

Havalimanlarına ulaşım yolları

 

Narita Uluslararası Havalimanı

Not: 1. Yukarıda gösterilen zaman ve fiyatlar ortalama değerlerdir
2. Otobüsler trafikten dolayı gecikebileceğinden lütfen yeterli zamanı ayırın.

 

Kansai Uluslararası Havalimanı

Not: 1. Yukarıda gösterilen zaman ve fiyatlar ortalama değerlerdir
2. Otobüsler trafikten dolayı gecikebileceğinden lütfen yeterli zamanı ayırın.

 

Japonya Merkez Uluslararası Havalimanı (Centrair)

Not: 1. Yukarıda gösterilen zaman ve fiyatlar ortalama değerlerdir.
2. Otobüsler trafikten dolayı gecikebileceğinden lütfen yeterli zamanı ayırın.

Japonya’ya girişte gümrük protokolü

Kişisel eşyalarınız için sözlü beyanınız yeterli olacaktır. Ancak (1) yolcu beraberinde olmayan bagajınız varsa; veya (2) gümrüksüz alışveriş sınırını aştıysanız gümrük idaresine yazılı beyanda bulunmanız gerekmektedir. İçeriği ve miktarının gümrük görevlisi tarafından makul görülmesi şartıyla kişisel eşyalarınıza gümrük vergisi uygulanmaz. Bunun dışında, aşağıda belirtilen malların ülkeye gümrüksüz girişine izin verilir: (1) 500 gram tütün ya da 400 adet sigara ya da 100 adet puro, (2) 3 şişe (her biri 760 c.c.) alkollü içki, (3) 2 ons (56 gram) parfüm, (4) Önceki maddelerde bahsedilen ürünler dışında, toplam değeri 200.000 Yen’i geçmeyecek hediyelik eşya.
19 yaşından küçüklerin sigara ya da alkol taşımasına izin verilmemektedir.

Japonya’da çalışma vizesi

Japonya’da çalışma vizesi, Japonya çalışma vizesiyle yerleşmekJaponya Dışişleri Bakanlığı’nın internet adresindeki bilgilere baktığımızda, ilk olarak çalışma vizesi alınmasıyla ilgili bilgilere odaklanıyoruz. Bunlardan bazıları başlıklar altında toplanmış:
-Profesörler, sanatçılar,dini aktiviteler, gazeteciler,yatırımcılar,avukatlar hukuk işleri, sağlık hizmetleri, araştırmacılar, öğretmenler/öğretim üyeleri,mühendisler, bir firma için çalışanlar, eğlence sektörü, özel konularda uzmanlar(aşçı, pilot gibi).

Eğer yukarıdaki kategorilerden birine giriyorsanız gerekli bağlantıları ve başvuruları sağladıktan sonra bir ila üç yıl arası vize almanız için, pasaport, vize başvuru formu, fotoğraf ve uygunluk sertifikası sahibi olmanız gerekiyor. Uygunluk sertifikası Adalet Bakanlığı yetkilileri tarafından titiz bir araştırma sonucunda veriliyor.

Ancak tamamen vatandaşlığa geçmek için bundan sonra beş yıl boyunca Japonya’da yaşamanız gerekiyor. Zannettiğiniz kadar kolay olmayacağını tahmin ettiğimiz bu süreç için Japonya Adalet Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı gibi kurumlarla irtibat halinde olmanız gerekmekte. Ayrıca bu sürede ve geçmişte sicilinizin mutlaka temiz olmasına dikkat edin. Bu aşamada istenen belgelerde herhangi bir yanlış bildirim olumsuz sonuçlar doğurabilir.

 

 

Japonya’ya yerleşmek

Japonya’ya nasıl yerleşilir? Japonya’da yaşamak, Japonya’da oturum izni alma koşulları, Japonya vatandaşı nasıl olunur? birçoğumuzun aklındaki, merak ettiğimiz şeyler. bu yazımızda merak ettiklerinizi aciklayacagiz.

Japonya’ya yerleşmek isteyenlerin göçmen olarak yerleşmeleri mümkündür. Ancak 3 aydab uzun süre kalındığında oturma ve çalışma izni gerekir. Bu izinler 6 aydan başlar ve beş yıla kadar uzar. Bu kişilerin oturma iznine sahip olması için bir tane başvuru formu, bir fotoğraf (16 yaşından küçüklerde bu şart aranmaz), pasaport ve uygunluk belgesi ile başvurmaları gerekir.

Belgeler tamamlandıktan sonra Ankara’daki Japon Başkonsolosluğu’na ve İstanbul’daki Japon Büyükelçiliği’ne başvuru saatleri içerisinde başvurulur ve üç gün içerisinde sonuçlanarak onay bildirisi yapılır. Japonya’ya geldikten sonra havaalanındaki ilgili göçmenlik alanında, doğruluğun sağlanması adına bir tane fotoğraf ve baş parmak izi alınarak Japonya’ya giriş sağlanır. Ardından da bu vizeyle birlikte Adalet Bakanlığı’na bağlı olan göçmenlik bürolarından oturma kartı alarak işlem tamamlanır.

Japonya’ya daimi olarak oturma izni almak da mümkündür. Bunun için başvuru formunun yanı sıra son üç ay içerisinde çekilmiş bir tane fotoğraf, pasaport ve oturma kartı gerekir. Bu şartlar sağladıktan sonra bulunduğu bölgedeki göçmenlik bürolarına (veya merkezlerine) giderek başvuru ücretiyle birlikte (Aralık 2015 itibariyle 8000 Yen) başvuru yapılır. Başvuru tamamlandıktan sonra altı aylık bir onaylanma süreciyle birlikte eğer göçmenlik bürosu onaylarsa daimi oturma izni alınma işlemi tamamlanır.

Çalışma izinlerindeyse mesleğe ve yeteneklerine bağlı ”Yüksek Nitelikli Profesyonel, Sanatçı, Profesör, Gazeteci, İşyeri Yöneticisi, Muhasebeci veya Müşavir, Sağlık Çalışanı, Araştırmacı, Öğretmen, Mühendis, Çok Uluslu Şirket Çalışanı, Din Görevlileri Eğlence Sektörü Dünyası’ndan ve Nitelikli İşçi” olarak ayrılır. Ancak hangi meslekten olursanız olun bu izinlerin şartları ve işlemleri için oturma izni gereklidir. Süreler farklılık göstermekle beraber 3 ay, 4 ay, 1 yıl, 3 yıl ve 5 yıl olarak belirlenir. (İş amaçlı giden kişiler için ayrı olarak dört ay kalış seçeneği vardır.) Başvuru süreleri İstanbul Başkonsolosluğu ile Ankara Büyükelçiliği’nde farklılık gösterebilir.

Depremleri normal karşılayan ülke: Japonya

Her yıl 1500 kadar depremin yaşadığı ülkede, Japonlar bu deprem meselesini, artık normal karşılıyor olmuşlar. Tabi bunun öncesinde aldıkları muhteşem güvenlik önlemleri de var..
Dünyayı tsunami kelimesiyle tanıştıran Japonya’dır mesela. Sözcük anlamı “liman dalgası” olan tsunami, deprem sonrasında meydana gelen bir şey.
1707 yılında gerçekleşen ve Şikoku adasını etkileyen bir açık deniz depreminin binlerce kişinin ölümüne yol açtığı belirtiliyor. Japonya, birden fazla tektonik plakanın üzerinde bulunduğun bu kadar fazla deprem ve sarsıntılar oluyor.
Bazı depremler Japonların hafızasında kalıcı bir yere sahip. Türkiye için 17 ağustos depremi gibi büyük kayıplara sebebiyet vermiş depremler bunlar. 1923 yılında Tokyo’yu vuran deprem de bunlardan biri. Büyük Kanto Depremi diye anılan 7,9 büyüklüğündeki deprem ve yol açtığı yangınlar, ahşap evleri yerle bir etmiş ve yaklaşık 100 bin kişi ölmüştü. 72 yıl sonra, ülkenin batısındaki liman kenti Kobe, 7,3 büyüklüğünde bir depremle sarsıldı. Yolların çöktüğü ve binlerce binanın zarar gördüğü depremde, 6 bin 400 kişi öldü ve 400 bini aşkın kişi yaralandı.

Tokyo’yu büyük bir depremin daha beklediği düşünülüyor. Dolayısıyla Japonya, deprem müdahale mekanizmaları, altyapı ve vatandaşların olası felaketlere hazırlanması konularında büyük çaba harcıyor. Hükümet, izleme mekanizmalarına yoğun yatırım yaptı.
Bu mekanizmalardan biri de, 1952 yılında kurulan ve Japon Meteoroloji Ajansı bünyesinde yer alan Tsunami Uyarı Sistemi. Tsunami Uyarı Sistemi, altı bölgesel merkezde, karada ve denizde gerçekleşen sismik hareketleri inceliyor. Meteoroloji Ajansı, bu sistemi kullanarak herhangi bir depremden sonra 3 dakika içerisinde tsunami uyarısı yapabilmeyi umuyor. Deprem olduğunda, büyüklük ve merkez bilgileri ulusal televizyonda yayınlanıyor, hemen sonra ise tsunami uyarısı yapılıp yapılmadığı belirtiliyor. Çoğu kent ve kasabada, acil durum bilgilerini duyurmak için kurulmuş hoparlör sistemleri var. Bazı kırsal bölgelerde ise, vatandaşlar yerel idareler tarafından dağıtılmış radyolardan tahliye talimatlarını dinleyebiliyor.
Çocuklar, okul yılları boyunca deprem sırasında sıralarının altına saklanmayı öğreniyor, yetişkinlere ise en yakın tahliye merkezlerinin neresi olduğu bildiriliyor.
Büyük şehirlerdeki yüksek binalar, depremde sarsılmak yerine sallanacak şekilde inşa ediliyor ve böylece daha güvenli oluyorlar. Kobe depreminin sonrasında binaları depreme güvenli hale getirmek için yeni bir yönetmelik oluşturuldu. Bazı yerel idareler, vatandaşların evlerini deprem güvenliği açısından denetleme hizmeti veriyor.
Kıyı bölgelerinden bazılarında depreme dayanıklı tsunami barınakları var; kimi bölgelerde ise su baskınlarını önlemek için setler inşa edilmiş. Belli bir büyüklüğün üzerindeki depremlerde ise nükleer santraller otomatik olarak çalışmayı durduruyor. Japonya, depreme en hazırlıklı ülkelerden biri; ancak son büyük depremin de gösterdiği gibi, tüm bu önlemlere rağmen, tehlike hala çok büyük.

Söylenenlere bakılırsa hayvanlar örneğin, balıklar depremi hisseder, sazan balığı sudan çıkmaya çalışır. Öyle ki Japon hükümeti sazan faaliyetlerini takip eden, sarsıntıları önceden hissedip hissetmediklerini inceleyen bir projeye dahi sponsor oldu.
Japonlar, her an bir doğal afet yaşanabileceği beklentisiyle yaşıyorlar. Seller, Kasırgalar, Yangınlar. Ve hepsinden önemlisi depremler ve bu depremlerin yaratacağı dev dalgalar.
Tsunami kelimesi boşuna Japoncadan gelmiyor.

Japonya’da Tarım

Japonya, 2011’deki tsunami felakatinden sonra tarımda kendini büyük ölçüde geliştirmiş bir ülkedir.

Japonya’da shigeharu shimamura adında bir bitki fizyoloğu 2011’de ülkeyi vuran deprem ve tsunami sonrası temel gıdalara olan bağımlılığın ne kadar önemli olduğunu ve Japonya şartlarında (coğrafi ve doğal afetler) konvansiyonel tarımcılığın ne kadar kırılgan olduğunu fark etmiş. bunun üzerine yaşadığı bölgede daha önceden sony’nin boşalttığı yarım futbol sahası büyüklüğündeki bir fabrikayı alıp kapalı alanda endüstriyel tarımcılık yapmaya başlamış.

bu fabrikanın (fabrika demekte bir sakınca görmüyorum) alametifarikası ge ile ortaklaşa geliştirilen led ışık sistemlerindeymiş. bu sistem ile optimum gece-gündüz koşulları sağlanarak sebzelerin sadece daha hızlı yetişmesini sağlamamışlar ayrıca vitamin ve mineral değerlerini de maksimuma çıkartmışlar.

konvansiyonel tarımcılığa göre avanataj sağladıkları bir başka alanda hasat zamanı oluşan kayıpların minumuma indirilmesi olmuş. konvasiyonel tarımcılıkta marulun hasatında oluşan ürün kaybı ortalamada %40 ile %50 arasında değişirken bu fabrikada bu oran %10 seviyesinde kalmış.

son ama belkide en önemli farkın yaratıldığı yer ise su kullanımında olmuş. konvansiyonel tarımcılıkta marul üretmek için kullanılan suyun sadece %1’ini kullanarak marul üretmeyi başarmışlar.